Gökkuşağı Ağacı kapağı
  • Yıl2020
  • YayıneviYeni İnsan Yayınevi
  • ResimleyenSelda Bayraktar

Gökkuşağı Ağacı'nı 2008 yılında, yuva eğitmenliği yaptığım yıllarda yazdım. Çocuklarla oyun oynadığım, hikâyeler anlattığım, onların hayal dünyalarına eşlik ettiğim günlerde filizlenmeye başladı.

Belki bu yüzden Gökkuşağı Ağacı benim için yalnızca bir çocuk kitabı değil; hayal kurmaya, oyun oynamaya ve çocukların içsel imgelerine alan açmaya dair bir iz gibi… Ve her seferinde yeniden anlatıldığında başka bir renge dönüşüyor.

Önce anlatmak…

Kitapları çocuklara çoğu zaman önce okumadan anlatmayı seviyorum. Çünkü bir masalı yalnızca dinlediklerinde, her çocuğun zihninde başka bir orman, başka bir kral, başka bir dünya beliriyor.

Bir ağacı düşünelim… Kimi çocuk onu upuzun ve karanlık dalları olan bir orman ağacı gibi hayal ederken, başka bir çocuk bahçesindeki erik ağacını düşünebiliyor. Tıpkı yetişkinlerin aynı şarkıyı dinlediğinde başka başka anıları hatırlaması gibi…

Anlatılan bir hikâye yalnızca kulağa ulaşmaz; çocuğun içinde çalışmaya devam eder. Görüntü hazır verilmediğinde, çocuk kendi imgelerini kurmak için içsel bir faaliyete davet edilir. Her çocuk hikâyeyi biraz kendi yaşam suyuyla yeniden şekillendirir.

Tekrar neden kıymetli?

Aynı eve varmak, her yaz ananenin bahçesinde buluşmak, her pazar aile yemeği yemek… Yaşamlarımızda hafızamızın raflarından iç dünyamıza sızan, ritmik ve tekrar eden yaşantılar oluyor.

Çocuklar da doğal olarak ruhlarına iyi gelen yerleri tekrar etmek isterler. Çocukların aynı hikâyeyi tekrar tekrar istemeleri çoğu zaman yetişkinleri şaşırtır. Oysa tekrar, çocuklukta yalnızca tekrar değildir; ritim, güven ve derinleşme ihtiyacının bir parçasıdır.

Yüzler ve hayal gücü…

Bu kitabımda karakterin yüz ifadesini açık bıraktım. Çünkü her çocuğun hikâyenin içinde kendi duygusuna, ihtiyacına ve deneyimine göre başka bir yüz hissedebileceğini düşünüyorum.

Bazen bir bulutun şekline bakıp herkesin başka bir şey görmesi gibi… Çocukların iç dünyalarında oluşan imgelerin de biraz özgür kalmasını istedim.

Akla değil, kalbe taşımanın bir yolu…

Belki de iyi hikâyeler çocuklara bir şey öğretmek için değil, onların içlerinde zaten var olanı uyandırmak için vardır. Bir imge bazen yıllarca insanın içinde yaşayabilir.

Bu yüzden hikâyelerin yalnızca akla değil, insanın bütün varlığına seslendiğine inanıyorum.